top of page

İklim Dönüşümünde Türk İş Dünyasının Konumlanması

  • Yazarın fotoğrafı: Sibel Sezer
    Sibel Sezer
  • 27 Mar
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 30 Mar

COP31 yaklaşırken Türk iş dünyası için kritik soru liderlik konusunda. Şirketler küresel iklim sahnesinde nasıl daha görünür ve etkili olabilir?



Neden Şimdi?

Küresel iklim gündemi hızla değişiyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi çatısı altındaki müzakerelerde şirketlerin rolü son yıllarda belirgin biçimde dönüşmüş durumda. İş dünyası artık yalnızca gözlemci değil aynı zamanda politika yapım süreçlerinin, uygulamanın ve dönüşümün aktif bir parçası.


Birleşmiş Milletler sisteminde dokuz temel paydaş grubundan biri olan iş dünyası, uzun yıllar işdünyası kozası olan BINGO aracılığıyla sınırlı bir temsille iklim müzakerelerinde yer aldılar. Ancak günümüzde şirketler, bu yapının ötesine geçerek farklı platformlar ve iş birlikleri aracılığıyla çok daha görünür ve etkili hale geliyor. Bu dönüşüm, iş dünyasının rolünü daha stratejik ve yön verici bir noktaya taşıyor.


Başta hükümetlerler olmak üzere artık iklim hedeflerinin hayata geçmesinin iş dünyasının aktif katılımı olmadan mümkün olmadığının tüm paydaşlar farkında.

Bu farkındalık, şirketler için yalnızca bir katılım meselesi değil, aynı zamanda bir anlatı meselesi. Kendini doğru konumlandıran, hedeflerini net ifade eden ve iş birliklerini görünür kılan şirketler, küresel iklim sahnesinde belirgin bir avantaj elde ediyorlar.



COP31: Bir Fırsattan Fazlası

Türk iş dünyası için COP31’e giden süreç kritik bir eşik.

Artık soru “katılmalı mı?” değil, “nasıl liderlik edebiliriz?” olmalı.

Resmî müzakereler hükümetler tarafından yürütülse de, iş dünyasının asıl etki alanı eylem platformları, sektör girişimleri, yatırım ağları ve uluslararası iş birlikleri içinde şekilleniyor. Günümüzde Türkiye’deki şirketlerin bu platformlara katılımı artıyor. Ancak küresel ölçekte güçlü, görünür ve kolektif bir varlık ortaya koymak için hâlâ önemli bir potansiyel mevcut.


Türk iş dünyasının potansiyelini göstermek, hikâyesini anlatmak ve gerçekten “oyunun içinde” olduğunu ortaya koymak için büyük bir fırsat.


Türkiye’de Dönüşüm Başladı Ama Yeterli mi?

Türkiye’nin 2021’de Paris Anlaşması’nı onaylaması ve 2053 net sıfır hedefini açıklamasıyla birlikte özel sektör de dönüşüm sürecine girdi. Bugün şirketlerin bu konuyu giderek daha ciddiye aldığını görüyoruz; karbon azaltım stratejileri geliştiriliyor, temiz teknolojilere yatırımlar artıyor ve küresel raporlama standartlarına uyum sağlanmaya çalışılıyor. Sürdürülebilir Kalkınma Derneği'nin COP31'e yönelik iş dünyasında farkındalık anketinin sonuçlarına göre üst yönetim dahil olmak üzere güçlü bir farkındalık oluştuğu ve bazı alanlarda dönüşüm sürecinin başladığı ortaya koyuyor.


Küresel Sahne'de Türkiye Nerede Duruyor?

Türkiye, G20 ve OECD üyesi olarak sanayi gücü, yüksek ihracat kapasitesi ve küresel tedarik zincirlerindeki kritik rolüyle iklim dönüşümünde giderek daha önemli bir aktör haline geliyor. Bu dönüşümün en ön saflarında ise tekstil sektörü gibi uluslararası rekabetin kritik öneme sahip olduğu sektörler yer alıyor. Bu bağlamda, uluslararası yatırımcı baskısı ve değişen ticaret dinamikleri şirketleri her zamankinden daha hızlı hareket etmeye zorluyor. Ancak, Türk özel sektörü açısından küresel iklim girişimlerine katılımın hâlâ sınırlı olduğunu görüyoruz.


Örneğin, The Climate Group tarafından yürütülen RE100, EP100 ve EV100 gibi önemli girişimlerde Türkiye’den yalnızca iki şirketin yer alması dikkat çekici. Benzer şekilde We Mean Business Coalition ve Race to Zero gibi platformlarda katılım sayısı artıyor olsa da, Türk iş dünyasının toplam kapasitesi ve etkisi düşünüldüğünde bu ortamlarda katılım sayısında artış görmek isteriz. Bazı alanlarda neredeyse hiç Türk şirket aktif rol almıyor; örneğin Net Zero Asset Managers Initiative tarafında Türkiye’den hiçbir katılım yokken, Health Care Climate Challenge ve Fashion Industry Charter for Climate Action gibi sektör odaklı girişimlerde de oldukça sınırlı bir varlık söz konusu. Bu durum aslında önemli bir fırsat alanına işaret ediyor.


COP31’e hazırlık süreci kurumsal hedefler koymak, yol haritası oluşturmak ya da raporlama yapmakla sınırlı değil. Farkı yaratan, bu dönüşümü nasıl anlattığınız. Bugün öne çıkan şirketler sadece ne yaptıklarını değil neden yaptıklarını, hangi zorluklardan geçtiklerini ve nasıl bir dönüşüm ortaya koyduklarını da net bir şekilde ifade ediyor.


Türkiye açısından bakıldığında ise anlatılacak güçlü bir çerçeve bulunuyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında köprü kurabilen bir ekonomi olması, sanayi gücünü bir dönüşüm fırsatına çevirebilme kapasitesi ve ihracat odaklı sektörlerde sürdürülebilirlik ekseninde hızlanan değişim bu çerçevenin temelini oluşturuyor. Buna bölgesel etki ve iş birliği potansiyeli de eklendiğinde, küresel ölçekte karşılık bulabilecek güçlü bir iklim anlatısı ortaya çıkıyor.


Türk İş Dünyası İçin Yeni Bir Hikâye Zamanı

COP31’e giden süreçte Türk iş dünyası için aslında yol haritası oldukça net. Öncelikle ortak bir iklim anlatısına ihtiyaç var. Şirketlerin tek tek yaptıkları çalışmalar değerli, ancak asıl etki bu çabaların birlikte ve görünür hale gelmesiyle ortaya çıkıyor. Başarı hikâyelerinin daha fazla paylaşılması, dönüşümün somut örneklerle anlatılması ve bu hikâyelerin uluslararası platformlara taşınması kritik önem taşıyor. Bununla birlikte, küresel girişimlerde daha aktif rol almak ve sadece katılan değil, yön veren bir aktör haline gelmek gerekiyor. Özellikle sektör bazında liderlik üstlenmek, Türkiye’nin güçlü olduğu alanlarda uluslararası standartlara ve tartışmalara yön veren bir konuma gelmesini mümkün kılabilir.


Bu sadece bir iletişim meselesi değil, aynı zamanda bir konumlanma meselesi. Türk şirketleri tekstil, çelik, enerji ve finans gibi kritik sektörlerde iklim dönüşümünün aktif aktörleri olduklarını gösterebilecek kapasiteye sahip. Ve belki de en önemlisi, Türkiye’nin küresel iklim sahnesindeki sesi ancak iş dünyasının bu hikâyeyi birlikte yazmasıyla gerçekten güç kazanacak.

 
 
bottom of page