Okyanusların İklim Müzakerelerindeki Yükselen Rolü
- Sibel Sezer

- 3 saat önce
- 3 dakikada okunur
Paris Anlaşması ile birlikte okyanuslar ilk kez resmi olarak küresel bir iklim metninde karbon yutağı olarak tanındı. Bu gelişme, okyanus temelli çözümlerin ulusal iklim politikalarına dahil edilmesinin önünü açtı.

Okyanuslar, küresel iklim müzakerelerinde her geçen yıl daha görünür hale geliyor ve süreçlere daha güçlü biçimde entegre ediliyor. Bu yıl Kasım ayında düzenlenecek olan COP31’de de okyanusların küresel iklim tartışmalarında önemli bir rol üstlenmesi bekleniyor.
Türkiye ve Avustralya’nın ortak ev sahipliğinde gerçekleşecek konferans, iklim açısından bir “sıcak nokta” olarak kabul edilen Akdeniz kıyısında düzenlenecek. Küresel ortalamadan daha hızlı ısınan bu bölgede sıcak hava dalgaları giderek artıyor. Su stresi derinleşirken denizel biyoçeşitlilik azalıyor ve istilacı türler yayılıyor. Aşırı hava olayları daha sık görülürken, yoğun insan faaliyetleri bu baskıyı daha da artırıyor.
Akdeniz havzası, mavi ekonomi kapsamında oldukça geniş bir ekonomik faaliyet alanını destekliyor. Kıyı turizmi birçok ülke için hem gelir hem de istihdam açısından kritik bir sektör konumunda. Bunun yanı sıra balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği de bölge ekonomisinin önemli parçaları arasında yer alıyor. Ancak bazı alanlarda aşırı avlanma ve yoğun balık çiftçiliği, deniz ekosistemleri üzerinde ciddi baskı yaratıyor. Dünyanın en yoğun deniz ticaret yollarından birine ev sahipliği yapan bölge için deniz taşımacılığı da kilit önemde. Kıyı yapılaşmaları, limanlar, enerji altyapısı ve gemi faaliyetleri ise bu baskıyı daha da derinleştiriyor. Tüm bu unsurlar, denizel ekosistemlerin dayanıklılığını zayıflatırken iklim değişikliğine uyum kapasitesini de sınırlıyor.
COP31’in böylesine hassas bir bölgede düzenlenmesi yalnızca sembolik bir anlam taşımıyor, aynı zamanda kritik bir soruyu da beraberinde getiriyor. Acaba bu konferansta okyanuslar ve deniz ekosistemleri gerçekten ön plana çıkabilecek mi? Bu soruya yanıt verebilmek için, okyanusların iklim müzakerelerindeki yerinin zaman içinde nasıl geliştiğine kısaca bakabiliriz.
Okyanusların İklim Gündemindeki Yeri Neden Kritik?
Okyanuslar, atmosferdeki karbondioksiti emerek önemli bir karbon yutağı görevi görüyor. Ancak iklim değişikliği deniz sıcaklıklarını artırıyor, mercan beyazlamasını hızlandırıyor, deniz seviyesinin yükselmesine neden oluyor ve okyanusları asitleştirerek ekosistemleri tehdit ediyor.
Bu değişimlerin etkileri yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik. Deniz seviyesinin yükselmesi, kıyı bölgelerinde yaşayan topluluklar için yaşamsal riskleri artırıyor. Yüz milyonlarca insan kıyı taşkınları ve aşırı hava olaylarından her geçen yıl daha çok etkileniyor. Dünyada yaklaşık 500 milyon insan geçimini küçük ölçekli balıkçılıktan sağlıyor. Küresel deniz ürünleri talebi artarken, arzın azalması hem gıda güvenliği hem de istihdam açısından ciddi riskler doğurabilir.
COP Süreçlerinde Okyanus Gündeminin Yükselişi
Okyanusların iklim müzakerelerine entegrasyonu, özellikle Paris Anlaşması sürecinde ivme kazandı. Bu dönemde bir araya gelen ve uluslararası uzmanlardan oluşan bir okyanus topluluğu, COP alanlarında daha fazla görünürlük ve etki yaratmayı başardı. COP21’de düzenlenen “Okyanus Günü”, bu sürecin önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Paris Anlaşması ile birlikte okyanuslar ilk kez resmi olarak küresel bir iklim metninde karbon yutağı olarak tanındı. Bu gelişme, okyanus temelli çözümlerin ulusal iklim politikalarına dahil edilmesinin önünü açtı.
2017’de Fiji başkanlığında gerçekleştirilen COP23’te ise okyanuslar daha da görünür hale geldi. Talanoa Diyaloğu gibi kapsayıcı süreçler, ülkeler ve paydaşlar arasında daha güçlü bir etkileşim zemini oluşturdu. Ardından COP25’te başlatılan Okyanus ve İklim Değişikliği Diyaloğu, bu konunun UNFCCC sürecinde daha sistematik şekilde ele alınmasını sağladı. Sonraki COP’larda okyanuslar uyum, dirençlilik, gıda güvenliği ve doğa temelli çözümler gibi başlıklarla daha fazla ilişkilendirildi. COP30’da ise bu konu ilk kez ana müzakere alanlarına daha doğrudan entegre edildi.
COP31: Bir Dönüm Noktası Olabilir mi?
Tüm bu gelişmeler, COP31’in okyanusların iklim gündemindeki yerini daha da güçlendirebileceğini gösteriyor. Özellikle “Blue NDC” (mavi ulusal katkı beyanı) gibi girişimler, okyanus temelli çözümlerin ulusal iklim planlarına entegrasyonunu hızlandırmayı hedefliyor.
Bu noktada Türkiye için önemli bir fırsat doğuyor. Hem Akdeniz hem de Karadeniz ile bağlantısı olan Türkiye, bölgesel ve küresel ölçekte köprü rolü üstlenebilir. Güçlü bilimsel kapasitesi, gelişen mavi ekonomi potansiyeli ve stratejik konumu sayesinde Türkiye, okyanus-iklim gündeminde daha etkin bir aktör haline gelebilir.
Uluslararası iş birliklerine daha aktif katılım, deniz gözlem sistemlerinin geliştirilmesi ve bölgesel koordinasyonun güçlendirilmesi bu süreçte kritik olacaktır. Aynı zamanda özel sektörün sürdürülebilir denizcilik, kıyı turizmi ve balıkçılık gibi alanlarda dönüşüm sağlaması da önemli bir rol oynayacaktır.
Avustralya’nın COP31’de müzakerelere başkanlık edecek olması, özellikle Pasifik ada devletleriyle olan ilişkileri nedeniyle okyanuslar kapsamında temel sorumluluğu alabilir. Ancak Türkiye ile bu sorumluluğun nasıl paylaşılacağı ve gündemin nasıl şekilleneceği önümüzdeki aylarda daha net ortaya çıkacaktır.




