top of page

COP31 Yolunda Sivil Toplumunun Gündemindeki 10 Kritik Öncelik

  • Yazarın fotoğrafı: Yunus Arıkan
    Yunus Arıkan
  • 3 saat önce
  • 3 dakikada okunur

COP31’e 2026 yılında ev sahipliği yapacak Türkiye için bu süreç, sivil toplumun küresel iklim yönetişiminde daha güçlü bir rol üstlenmesi adına kritik bir fırsat sunuyor. Etkili bir katılım için stratejik, koordineli ve uzun vadeli bir yaklaşım belirleyici olacak.


 

2026 yılında COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olması, yalnızca diplomatik bir fırsat değil; aynı zamanda Türkiye sivil toplumunun küresel iklim yönetişiminde daha görünür ve etkili olabilmesi için önemli bir eşik anlamına geliyor. Bu süreçte sivil toplum kuruluşlarının stratejik, koordineli ve çok katmanlı bir yaklaşım benimsemesi kritik olacaktır. Aşağıda, COP31’e hazırlık ve katılım sürecinde öne çıkan başlıklar yer alıyor:


1. Türkiye – Avustralya Süreçlerinin Koordinasyonu

Ev sahibi ülke olarak Türkiye ile müzakere dinamiklerinde etkili olması beklenen Avustralya arasında kurulacak güçlü koordinasyon, sürecin yönünü belirleyebilir. Bu noktada sivil toplum için de önemli fırsatlar bulunuyor. Türkiye’deki aktörler Mavi ve Yeşil Bölge’de savunuculuk ve görünürlüklerini artırırken, Avustralya ile Avrupa, Akdeniz ve Pasifik ağları üzerinden kurulacak iş birlikleri etki alanını genişletebilir.


2. Mavi Bölgeye Erişim

Türkiye’den UNFCCC akreditasyonuna sahip sınırlı sayıda kuruluş bulunması, daha geniş sivil toplum katılımı açısından önemli bir engel yaratıyor. Daha kapsayıcı ve erişilebilir mekanizmaların geliştirilmesi, bu sürecin demokratikleşmesi açısından kritik.


3. Sivil Toplumun Müzakere Metinlerine Etkisi

Katılımın ötesine geçerek etki yaratmak için Türkiye sivil toplumunun önceliklerinin COP31 müzakere belgelerine ve tematik “Koza” metinlerine yansıtılması gerekiyor. Bu, hazırlık sürecinde güçlü içerik üretimi ve koordinasyonu zorunlu kılıyor.


4. Türkiye’nin NDC 3.0 Süreci: İzleme ve Etki

NDC 3.0 kapsamında Türkiye’nin taahhütlerinin uygulanmasının izlenmesi ve daha iddialı hedefler için yapıcı baskı oluşturulması sivil toplumun önemli rollerinden biri. Önceki COP’larda farklı paydaş gruplarının artan etkisi göz önüne alındığında, bu etkinin COP31’de özellikle yerel yönetimler üzerinden daha da güçlenmesi bekleniyor.


5. Karar Alma Alanlarında GörünürlükGenel Kurul ve yan etkinliklerde söz almak, yalnızca sembolik değil; aynı zamanda Türkiye sivil toplumunun küresel tartışmalara yön verme kapasitesini artıran bir araçtır. Bu alanlarda aktif temsil büyük önem taşıyor.


6. Mavi Bölge ile Saha Arasında Köprü KurmakResmi müzakere alanları ile dışarıdaki sivil hareketler arasında güçlü bir bağ kurulması gerekiyor. İklim yürüyüşleri ve Halkların İklim Zirvesi gibi platformlar, iklim adaleti taleplerinin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlarken, resmi süreçlerle kurulan bağ etkiyi artırır.


7. Katılımın Yaygınlaştırılması ve SüreklilikCOP31 yalnızca tek seferlik bir etkinlik olarak değil, uzun vadeli bir katılımın başlangıcı olarak görülmeli. Türkiye’den daha fazla sivil toplum aktörünün sürece dahil olması ve uluslararası ağlara entegre olması, gelecekteki COP süreçlerinde de etkinliği artıracaktır. Örneğin, COP32 ile birlikte Afrika’nın iklim gündeminin öne çıkması beklenirken, bu sürece erken dahil olmak Türkiye için önemli bir avantaj yaratabilir.


8. Ortak Bilgi ve Koordinasyon MekanizmalarıHazırlık sürecinde farklı tematik grupların çalışmalarını paylaşabileceği bir “clearing house” mekanizması, bilgi akışını hızlandırarak daha güçlü bir kolektif etki yaratılmasını sağlayabilir.


9. COP31 Deneyimini Kalıcı Etkiye Dönüştürmek


COP31 sürecinde edinilecek deneyimlerin konferans sonrasında da devam etmesi, ulusal ve uluslararası politikalarla bağlantılandırılması gerekiyor. Asıl etki, bu süreklilikle ortaya çıkacaktır.


10. Kamu ile Daha Güçlü Diyalog Kurmak

Sivil toplumun etkisinin kalıcı olabilmesi için kamu kurumlarıyla daha yapılandırılmış ve düzenli bir diyalog kurulması şart. UNFCCC süreçlerinde diğer ülkelerde görülen iyi örneklerde olduğu gibi, sivil toplumun ulusal pozisyonların belirlenmesi, müzakere önceliklerinin şekillendirilmesi ve iklim taahhütlerinin takibi süreçlerine daha sistematik şekilde dahil edilmesi gerekiyor. Düzenli istişareler, ortak çalışma grupları ve açık geri bildirim mekanizmaları bu iş birliğini güçlendirebilir.


Sonuç

Bir iklim COP31 toplantisina evsahipligi yapmak, sadece o ulkenin ulusal hukumeti ya da kamu kurumlari icin degil, o ulke ve hatta bolgedeki tum ilgili aktorlerin yerel, ulusal ve kuresel iklim eylemine ve yonetisimine daha etkin katilmasinin da onunu acabilir. Doğru strateji, güçlü iş birlikleri ve kapsayıcı bir yaklaşım ile bu fırsat kalıcı bir etkiye dönüştürülebilir. COP31 sürecinde edinilecek deneyimlerin konferans sonrasında da devam etmesi, ulusal ve uluslararası politikalarla bağlantılandırılması gerekiyor. Asıl etki, bu süreklilikle ortaya çıkacaktır.



 
 
bottom of page