top of page

Yapay Zekanın İkilemi: COP31 Öncesinde Veri Merkezlerinden Karbonsuzlaşmaya

  • Yazarın fotoğrafı: Sibel Sezer
    Sibel Sezer
  • 3 gün önce
  • 4 dakikada okunur

Yapay zekanın hızla artan enerji ve su ihtiyacı, iklim kriziyle mücadelede yeni bir baskı yaratıyor. COP31 sürecinde “green AI” ve temiz enerji politikaları kritik önem taşıyor.


Yapay Zeka İklim Krizini Derinleştiriyor mu?


Olağan karşıladığımız bazı gündelik alışkanlıklarımızın aslında ne kadar lüks olduğunu hiç düşündünüz mü? Bir düğmeye basarak bir odayı aydınlatmak, her istediğimizde sıcak suyla banyo yapabilmek, yazın klimalarla soğutulmuş alışveriş merkezlerinde dolaşmak veya telefonumuza uzanıp her istediğimiz bilgiye anında ulaşabilmek çoğumuzun sorgulamadan tükettiği nimetler arasında. Çağımızın konforlu yaşam tarzını tehdit eden birbiriyle çelişkili iki etken ciddi risk taşıyor. Bu çelişkiyi anlamak ve çözüm üretmek için bir an evvel harekete geçmemizde fayda var. 


1. İklim değişikliği. Paris Anlaşması’nda ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırmasına karar verilmesine rağmen bu hedefe ulaşılması zor gözüküyor. 2024 yılı, 175 yıllık gözlem tarihinin en sıcak yılı olarak kayıtlara geçti.  Bilim insanları 1.5 hatta 2 derecenin aşılması hâlinde daha sık ve şiddetli hava olayları, daha fazla iklim mültecisi, daha uzun süreli kuraklı ve yangınlar, sular altında kalan şehirler ve sonuç olarak ekonomi, adalet ve biyoçeşitlilik üzerinde artan zorluklar anlamına geliyor.


2. Yapay zeka. Yapay zekayı besleyen devasa bilgisayar sistemleri yüksek miktarda elektrik ve su tüketiyor. Üstelik bu sistemler daha önce hiç görmediğimiz bir hızla büyüyor.  Acaba yapay zeka talebi patlarken 1,5°C'lik bir dünyaya ulaşabilecek miyiz? Bu konu küresel iklim müzakerelerinde yeterince ele alınıyor mu?


COP31'e ev sahipliği yapacak olan Türkiye, veri merkezi kapasitesini aktif biçimde genişletmeyi planladığından bu tartışma ülke için özellikle kritik bir önem taşıyor. Güçlü hükümet desteği ile Türkiye'yi bölgesel bir veri depolama merkezi konumuna getirecek hiperölçekli veri merkezlerine yönelik büyük yatırımlar planlanıyor. Kuraklık, su kıtlığı ve sıcak hava dalgaları gibi artan risklerle mücadele eden Türkiye'nin bu hedeflerini sürdürülebilir biçimde büyütebilmesi mümkün olabilecek mi?  


2024 yılında dünya genelindeki veri merkezleri yaklaşık 415 TWh elektrik tüketti; bu rakam tüm küresel elektriğin yaklaşık %1,5'ine karşılık geliyor. Bunu somutlaştırmak gerekirse, Fransa'nın bir yılda kullandığı toplam elektrik miktarından daha fazlasına denk geliyor. Ve bu bir sadece başlangıç. Uluslararası Enerji Ajansı, enerji tüketiminin yaklaşık on yılda üçe katlanabileceğini öngörüyor. Elektrik talebi ile karbon emisyonları hâlâ birbirine sıkı sıkıya bağlı. Bugün küresel elektriğin yaklaşık %60'ı hâlâ fosil yakıtlardan üretiliyor. Enerji sektörünü karbonsuzlaştırarak bu bağı koparmak, önümüzdeki en temel zorluk olmayı sürdürüyor. 


Ancak bu zorlukların çoğu aklımıza bile gelmeden her gün ChatGPT’ye basit sorular soruyoruz. Oysa her yapay zeka sorgusu, sıradan bir internet aramasından çok daha fazla enerji tüketiyor. Bir ChatGPT sorusunun yaklaşık 2,9 Wh enerji kullandığı, buna karşılık bir Google aramasının yaklaşık 0,3 Wh tükettiği tahmin ediliyor; yani yaklaşık 10 kat daha fazla elektrik anlamına geliyor. Küresel ölçekte yapay zeka sistemlerinin 2025 yılı karbon ayak izi tahminleri 32,6 ila 79,7 milyon ton CO₂ arasında değişiyor. Bu miktar, yaklaşık olarak New York City’nin yıllık emisyonlarına eşdeğer. Mevcut büyüme hızının devam etmesi halinde, yalnızca ABD’deki veri merkezlerinin 2030 yılına kadar yılda 24 ila 44 milyon metrik ton ek karbondioksit salabileceği öngörülüyor. Bu da yollara 5 ila 10 milyon ek aracın çıkmasına denk bir etki yaratabilir.


İlginç bir Gerçek 1:  Dünyanın en büyük teknoloji şirketleri 2030 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı taahhüt etmişlerdi. Sonra yapay zeka geldi. Google'ın emisyonları 2019–2024 arasında yaklaşık %54 arttı; Microsoft'un emisyonları ise 2020'den bu yana yaklaşık %23 yükseldi. 2030 net sıfır taahhütleri sessiz sedasız olumsuz yönde değiştirililiyor.

İlginç bir Gerçek 2:  Google veri merkezlerinin yıllık su tüketimi Türkiye'nin toplam ulusal su tüketiminin yaklaşık üçte biri gibi. 


COP31 gündemini şekillendirirken aşağıdaki kritik soruların gözetilmesini öneriyoruz:

  • Yapay zeka kullanımı net sıfır hedefleriyle nasıl uyumlu hâle getirilebilir?

  • İklim değişikliğinin neden olduğu etkiler göz önünde bulundurulduğunda, artan kaynak ihtiyaçlarıyla yapay zeka kullanımı nasıl dengelenecek?

  • Veri merkezleri için temiz bir şebekeye geçişi hangi politikalar hızlandırabilir?

  • Yapay zeka sistemlerinin karbon ayak izi için küresel standartlar ya da şeffaflık gereksinimleri hangi adımlarla şekillenecek?

  • Özel sektör, "yeşil yapay zeka" uygulamalarının yaygınlaşmasında nasıl bir rol üstlenecek?


Yapay zeka sihirle çalışmıyor. Günün 24 saati durmadan çalışan güçlü bilgisayar çiplerinden oluşan devasa binalarla ayakta duruyor. Veri merkezleri elektrik ve suya ihtiyaç duyuyor. Gelişmekte olan ekonomiler sanayileşmiş ekonomilere benzer şekilde giderek zenginleştikçe enerji tüketimleri de hızla artıyor. Yapay zeka, enerji verimliliğini, yenilenebilir enerji entegrasyonunu ve iklim dayanıklılığını destekleyebilir; ancak elektrik talebi artışı ve altyapı hazırlığı konusunda ciddi endişeler de doğuruyor. 


Yapay zekanın yenilenebilir enerji ve verimli veri altyapısıyla desteklenen "temiz büyüme" stratejisinin bir parçası olarak konumlandırılması, COP31'e giden süreçte öne çıkan temel bir anlatı olmaya aday.


Küresel yapay zeka alanındaki önemli gelişmelere de kısaca değinelim:

  • BM Genel Sekreteri'nin Yapay Zeka Danışma Kurulu yapay zekanın yönetişimine ilişkin küresel ölçekte kapsayıcı öneriler geliştirmek amacıyla yeni kuruldu. Yapay zeka altyapısı ve veri merkezlerinin genişlemesinin küresel iklim hedefleriyle uyumlu olmasını ve kritik kaynaklar üzerinde sürdürülemez baskı yaratmamasını nasıl güvence altına alacaklarını takip edeceğiz. 

  • WeDontHaveTime, enerji verimliliği kampanyası başlattı.  Endüstriyel enerji verimliliği eylemlerinin bir çoğu yapay zeka ile ilişkili. Bu çözümlerin hızla yayılması ve adil biçimde erişilebilir olması çok olumlu bir gelişme olacaktır.

  • COP30 Eylem Gündemi kapsamındaki 27 No'lu Aktivasyon Grubu, yapay zeka, dijital altyapı ve teknolojilere odaklanmakta ve 8 girişimi kapsamaktadır. COP31'e gelindiğinde bu girişimlerin kaydedilen ilerlemeyi değerlendirmek kritik önem taşıyacak.

Sonuç

İklim değişikliğinin etkileri şiddetlenirken yapay zekanın hızlı genişlemesi, yönetilmediği takdirde enerji sistemleri üzerindeki baskıyı artırabilir ve karbon emisyonlarını yükseltebilir. Geç kalmadan çözüm üretmek için harekete geçmemiz için tam zamanı. Stratejik planlama, yeni düzenlemeler, daha verimli ve daha az karbonlu teknolojiler, temiz enerjiye daha hızlı geçiş, paydaşlar arasında işbirliği, ve yenilikçi enerji kaynaklarının araştırılmasıyla yapay zekanın iklim krizini derinleştirmeden insanlığın ilerlemesine katkı sunması sağlanabilir.

Küresel İklim Akademisi hükümetleri ve paydaşları, yapay zekanın iklim değişikliği etkileşimini COP süreçlerine entegre ederek ileriye dönük planlama yapmaya davet ediyor.




 
 
bottom of page